6   +   9   =  

Derya Bengi, küratörlüğünü üstlendiği Uzayda Bir Elektrik Hasıl Oldu (Depo İstanbul, 2012) başlıklı harikulade sergide “27 Mayıs 1960’tan 12 Mart 1971’e, iki darbe arasında Türkiye’de yaşananların sazlı sözlü muhabesi”ne girişmişti. Dönemin müziğini de şöyle anlatıyordu: “1960’lar Türkiye’sinde müziğin kazanı fokur fokur kaynıyordu. Yeni ifade biçimlerine, yeni formlara, yeni harmanlara varıyor, üstelik sinema ve tiyatroya da can aşılıyordu. Kültürel ve sınıfsal bir perspektifle bakıldığında, tüm toplumsal zümreler, ekonominin gidişatı, siyasetin dönemeçleri müziğin yansıttığı aydınlıkta kolaylıkla görülebiliyordu.”[i]

Müzik kazanının fokur fokur kaynadığı 1960’ların ortasından itibaren, aranjman furyası da yerini Anadolu Pop’a bırakıyordu. Esasen hiç de bütünlüklü bir yapı arz etmeyen bu müzikal yaklaşım, dünya genelindeki eğilimin Türkiye’deki karşılığı olarak kabul görecek ve köklere dönüşün simgesi hâline gelecekti. Bob Dylan’ın Woody Guthrie tedrisatından geçmesi gibi, Tülay German Ruhi Su’dan, Fikret Kızılok da Aşık Veysel’den faydalanacaktı. The Beatles Hint folkloruna eğiliyorsa, Moğollar da Anadolu türkülerini deneyecekti. Türkülerin Batı enstrümanlarıyla yeniden düzenlenmesini şart koşan, Hürriyet gazetesinin düzenlediği Altın Mikrofon yarışması da 1965’te başlayacaktı. 1970’leri kasıp kavuracak grupların hemen hepsi bu yarışmada boy gösterecekti. Barış Manço’nun bu dönemde kurduğu grubuna Kurtalan Ekspres ismini vermesi elbette şaşırtıcı değildi.

Tülay German’ın Burçak Tarlası (1964) 45’liğiyle başladığı varsayılan Anadolu Pop, Dağ ve Çocuk (1970) 45’liğiyle birlikte Moğollar’ın kendi müzikleri için kullandığı bir isimdi. Sonrasında bu kuşağın diğer müzisyenleri tarafından da sahiplenildi. 1970’lerden itibaren rock tınılarının ve saykedelik melodilerin ağırlık kazanmasının ardından Anadolu Rock ismiyle de anılır oldu.

Bu dönemin müzikal mirasına dünya genelinde duyulan ilgi hiç de yeni değil. Moğollar’ın “Garip Çoban” yorumuna yaslanan Play Station 3 tanıtım filmi (2007), Mos Def’in “Supermagic” (2009) şarkısı için Selda Bağcan’ın “İnce İnce”sini veya Action Bronson’ın “Easy Rider” (2014) şarkısı için Mazhar ve Fuat’ın “Adımız Miskindir Bizim” yorumunu kullanması ilk akla gelen örnekler. Anadolu Pop’a duyulan bu uluslararası ilginin son ürünü ise Amsterdamlı grup Altın Gün.

Özellikle plak koleksiyoncularının büyük ilgi gösterdiği Türkçe saykedelik kayıtları yeniden yorumlayan Altın Gün, ilham kaynakları arasında Barış Manço, Erkin Koray ve Selda Bağcan’ı sayıyor. Listenin en tepesine de Neşet Ertaş’ı yerleştiriyor. Bilhassa Avrupalı müzikseverlerin ziyadesiyle eğlenceli ve egzotik bulduğu bu sound’un yükselişi Altın Gün ile sürüyor. Grup, hatırı sayılır Avrupa festivallerinde çoktandır boy gösteriyor ve izleyicileri bilmedikleri bir dildeki türküler aracılığıyla ele geçirmekte hiç zorlanmıyor.

Jacco Gardner ile tanınan basçı Jasper Verhulst, Altın Gün’ün hem fikir hem de isim babası. Müzisyen, 1970’lerin Türkçe kayıtlarıyla Finders Keepers plak şirketinin yeniden bastığı Selda Bağcan albümleri sayesinde tanışıyor. “Düzenli olarak İstanbul’daki plak dükkanlarını dolaşmayı, plakları karıştırmayı ve Bağcan’a kıyasla daha ‘karanlık’ müzikleri arayıp bulmayı” sevdiğini söylüyor. Bu tutkusunu, 1970’lerin saykedelik Türk müziğine odaklanan bir grup kuracak kadar ileri götürüyor ve bir Facebook ilanıyla ekibi tamamlıyor. Altın Gün, basta Jasper Verhulst, gitarda Ben Rider, perküsyonda Gino Groeneveld, klavyeler, saz ve vokallerde Erdinç Ecevit Yıldız, vokallerde Merve Daşdemir, davulda Nic Mauskovic’ten oluşuyor. Kendilerini “folk grubu” olarak tanımlayan ekibin ismi ise Jasper Verhulst’un nostaljik bir yaklaşımla Google Translate’e basitçe “gold day” yazdıktan sonra aldığı sonuçla ortaya çıkıyor. Hayır, Merve Daşdemir’in söylediğine bakılırsa Vehulst’un o sırada “altın günü” geleneğinden haberi yok.

Anadolu Pop mirasının eşsiz türküleri, Altın Gün’ün elinde modernleşiyor ama ruhunu hâlâ koruyor. Grup, dönemin ruhunu biçimlendiren analog kayıttan da vazgeçmiyor. “Goca Dünya/Kırşehir’in Gülleri” teklisinin ardından geçen yıl ayında on parçadan oluşan On adlı albümlerini plağın yanı sıra kaset formatında da paylaştılar. Gece adını taşıyan ikinci albümleri, Glitterbeat Records tarafından ön satışa açıldı. 22 Mart’ta ise albümün ilk teklisi olan “Süpürgesi Yoncadan” yayımlandı.

Grup, Kasım 2018’deki tüm biletleri tükenen konserlerinin ardından 24 Nisan‘da IF Performance Hall Ankara‘nın, 25 Nisan‘da IF Performance Hall Eskişehir‘in ve 26, 27, 28 Nisan’da üç gün üst üste Salon İKSV‘nin konuğu oluyor. Bu beş konser gecesini de yalnızca yakınlarınızın davetli olduğu, ihtiyacınız olan nostaljiye doyacağınız, mütevazı ve eğlenceli bir düğüne çevirecek Altın Gün’ü canlı izleme fırsatını bu kez kaçırmayın. Unutulmayacak bir hatırayı paylaşmak birlikte güzel.


[i] Uzayda Bir Elektrik Hasıl Oldu: 1960’larda Müzikli Türkiye, Sergi Kataloğu Giriş Yazısı, Anadolu Kültür/Depo, İstanbul: 2012.