7   +   2   =  

İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, Latin alfabesine geçişten 90, imparatorluğun çöküşünden 100 ve matbaanın yaygınlaşmasından neredeyse 200 yıl sonra, Osmanlı dünyasından bugüne kalabilmiş elyazmalarının hikâyesini Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler başlıklı sergiyle yeniden gündeme taşıyor.

Matbaanın yaygınlaşmasıyla 19. yüzyılda yavaş yavaş etkisini kaybeden ve 20. yüzyılda geniş kitleler için bir bilgi, hikâye ya da maneviyat kaynağı olmaktan çıkıp, koleksiyonerlerin ilgi alanına giren Osmanlı elyazması kültürü, kolektif bir okur-yazarlık dünyasında şekil değiştirmeye başlamıştı. Metinler, nüshaları çoğaltanların ve okurların elinde değişiyor, bu değişikliklerin fiziki izleri kâğıdın üstünde takip edilebiliyor, okur ve yazarlar metin aralarında ve kenarlarında diyaloğa giriyordu. Yazmak kadar okumak da kolektif bir eylemdi, bir yanda kahvehane ve kıraathanelerde popüler hikâyeleri yüksek sesle okuyanlar, diğer yanda önceki okurların notlarına cevap veren başka okurlar vardı.

Hafıza-i Beşer: Osmanlı Yazmalarından Hikâyeler sergisi bu kolektif kültürün izini sürüyor: Van Kalesi’ni beklerken yazma kopyalamaya fırsat bulan muhafız İbrahim Ağa’yı, divanı elden ele gezmiş Zübeyde Hanım’ı, kendi yazmasını düzelten Fransa Sefiri Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi’yi, esere “yazan yanlış yazmış” diye müdahale eden Kilisli Rıfat‘ı, yazdıkları ayıplanmış, yasaklanmış ama kulaktan kulağa anlatılmış Enderunlu Fazıl’ı, yazmayı koruması için yazılmış “Ya Kebikeç” duasını, bunu umursamadan karnını doyurmuş kâğıt kurdunu ve yüzlerce meşhur ya da isimsiz yazarı ve okuru bir araya getirerek elyazmalarının çok katmanlı dünyasını daha iyi anlamamızı sağlıyor.

İnsanlığın elyazmalarında maddeleşmiş, ilahi ve dünyevi, çok dilli ve dinli, eşsiz ve sıradan, bazen çok yabancı bazen de tanıdık, parçalı, noksan ama her zaman ilham verici hafızasının kapılarını aralayan sergi, 17 Ekim 2019 – 25 Nisan 2020 tarihleri arasında İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde ziyaret edilebilir.