7   +   3   =  

İlk kez Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan, kısa sürede küresel ölçekte salgına dönüşen ve 11 Mart 2020’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilen korona virüsü, milyonlarca insanı evlerinde kalmaya zorluyor. Elbette, ücretli izinle eve gönderilmeleri gerekirken “zorla” çalıştırılan ve görünmez hâle getirilen işçiler hariç.

Dünya genelindeki vaka sayısı 350 bini aşmış durumda, hayatını kaybedenlerin sayısı ise maalesef 15 bini geçti. Ülkeler tedbirlerini sıkılaştırırken, virüs nedeniyle gündelik yaşam neredeyse her yerde durma noktasına geldi. Yaygın karantina uygulamalarının ve #EvdeKal çağrılarının ardından dünya genelinde sahiller, sokaklar, meydanlar, parklar, lunaparklar, sinemalar, tiyatro salonları, müzeler, lokantalar, tren ve metro istasyonları bir bir boşaldı.

Tahran, 2020. Fotoğraf: Arash Khamooshi, The New York Times.

Los Angeles, 2020. Fotoğraf: Philip Cheung, The New York Times.

Londra, 2020. Fotoğraf: Andrew Testa, The New York Times.

Issızlık da korona virüsü gibi kamusal alanlarda çoğalıyor ve büyüyor. Günümüzdeki anlamıyla kamusal alanın kökenleri Antik Yunan’daki agoralara kadar uzanıyor. Bugün sahip olduğumuz kamusal alanlar, binlerce yıl sonra bile agoralar gibi keyiflenmek, isyan etmek veya avunmak üzere cazibesine kapıldığımız mekânlar olmayı sürdürüyorlar. Bunun için 2013’ün Taksim Meydanı’nı veya geçen yılın Place de la République meydanını hatırlamak yeterli.

The New York Times gazetesi, korona virüsü salgınının neden olduğu ıssızlığı belgelemek için düzinelerce fotoğrafçıyı dünyanın dört bir yanına gönderdi ve ortaya ziyadesiyle tekinsiz kareler çıktı. Yine de bu fotoğrafların kendine has bir güzelliği olduğunu da itiraf etmek gerek. Hayır, söz konusu olan uzun uzun bakmayı gerektiren mimari estetiğin hazzı veya felaketin ardından nostalji duygusuyla izlenen kalıntıların romantizmi filan değil. Mesele, ıssızlığın hatırlattığı gündelik sosyal etkileşimler.

Yogyakarta, 2020. Fotoğraf. Ulet Ifansasti, The New York Times.

Roma, 2020. Fotoğraf: Alessandro Penso, The New York Times.

Bogotá, 2020. Fotoğraf: Federico Rios, The New York Times.

Yeni Delhi, 2020. Fotoğraf: Saumya Khandelwal, The New York Times.

Münih, 2020. Fotoğraf: Laetitia Vancon, The New York Times.

Pekin, 2020. Fotoğraf: Gilles Sabrié, The New York Times.

Natasha Lennard’ın Commune dergisinde “Karantinadan Sonra Tufan” başlıklı makalesinde yazdığı gibi sosyal mesafe denen şeye mecbur edildiğimiz bu zamanlarda sosyal yakınlığın gündelik hayatlarımızın olağan akışında nasıl işlediği üzerine düşünmemiz gerekiyor: “Nefeslerimiz ve tükürüklerimiz, hangi kavşaklarda, hangi gündelik akışlar üzerinden birbirine karışıyor, bedenlerimizin gözenekliliği nerelerde ortaya çıkıyor? Metrolar, havaalanları, ofisler, toplantılar, derslikler, lokantalar, konferanslar, en iyi koşullarda da protesto gösterileri.”

Tokyo, 2020. Fotoğraf: Noriko Hayashi, The New York Times.

Caracas, 2020. Fotoğraf: Adriana Loureiro Fernandez, The New York Times.

Rawalpindi, 2020. Fotoğraf: Saiyna Bashir, The New York Times.

Sydney, 2020. Fotoğraf: Matthew Abbott, The New York Times.

Sağlık faaliyetlerinin dünyanın her yerinde ticarileştiğini, herkesin nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmeti almasının imkânsız hâle geldiğini artık daha iyi biliyoruz. Salgın karşısında, her ülke sosyal mesafelenmeyi yaygınlaştırarak hasta sayısının sağlık sisteminin çökmesine neden olmasını engellemek gerektiği konusunda nihayet fikir birliğine vardı.  Salgınla mücadelenin de toplumsal bir mücadele olarak örgütlenmesi gerekiyor. Hayatımız bütünüyle değişirken, bazı şeylerin hiçbir zaman eskisi gibi olmayacağını yavaş yavaş anlamak zorunda kalacağız.


Kaynak: The New York Times