3   +   5   =  

Oscar Ödülleri, 25 Şubat Pazartesi sabah saatlerinde sahiplerini buldu. Ödül sezonunun sonuna işaret eden büyük geceyle ilgili soru işaretleri, akademinin “En Popüler Film” ödülü vermeye başlayacağını açıklamasıyla başlamıştı. Bu yıl yapacaklarını söyleyip tepkilerin ardından vazgeçmek zorunda kaldıkları tek karar bu olmadı. Sunucu olacağı açıklanan Kevin Hart, 2009-2011 arasında attığı bir dizi homofobik tweet ortaya çıkınca bu görevden çekildi. Sonra tören süresini kısaltmak için “En İyi Görüntü Yönetimi”, “En İyi Kurgu”, “En İyi Kısa Animasyon” ve “En İyi Saç ve Makyaj” ödüllerini reklam aralarında verme kararı açıklandı, endüstrinin ağır toplarından gelen tepkinin ardından bundan da vazgeçildi. Filmler arasından Roma (Alfonso Cuarón, 2018) ve The Favourite (Yorgos Lanthimos, 2018) 10 adaylıkla başı çekse de özellikle kadın sinemacıların bir kez daha gözardı edilmesi eleştirilere yol açtı. Sonuç olarak da elde sunucusuz, en büyük takipçilerinin bile o denli heyecanla beklemediği bir ödül töreni kalmıştı.

Ödüller açıklandıktan sonra oluşan tabloya baktığımızda Bohemian Rhapsodynin (2018) dört ödülle ilk sırada yer aldığını, onu üçer ödülle Roma ve Black Panther’ın (Ryan Coogler, 2018) izlediğini görüyoruz. Bohemian Rhapsody’nin aleyhine işleyebilecek kıstaslar arasında eleştirmenlerin ve sosyal medyanın olumsuz yorumlarının yanı sıra yönetmeni Bryan Singer’a yöneltilmiş hayli ciddi cinsel taciz ve tecavüz suçlamaları vardı. Film ekibi de ödül etrafında kurguladıkları anlatıdan Singer’ı tamamen çıkardı, basitçe ondan hiç bahsetmeme stratejisini benimsedi ve karşılığını aldı. Filme dönük teknik eleştiriler ise belli ki akademi üyelerinin gözünde bir karşılık bulmadı.

Alfon Cuarón. Fotoğraf: Jordan Strauss/Invision/AP.

Alfon Cuarón. Fotoğraf: Jordan Strauss/Invision/AP.

Roma’yla birlikte en çok adaylık elde eden The Favourite “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüyle yetinmek zorunda kalırken, Olivia Colman’ın bu dalda kazanması ve yaptığı konuşma, törenin yegâne sürprizlerinden biri olarak akıllarda yer etti. Roma ise “En İyi Yönetmen” ödülünü alsa da “En İyi Film” ödülünü Green Book’a (Peter Farrelly, 2018) kaptırdı.

Roma’nın “En İyi Film” ödülünü kazanamamasını Oscar’ın 2010’dan beri bu kategori için uyguladığı, hayli karmaşık, seveni ve nefret edeni bol olan filmlerin aleyhine işleyen ödül sayım sistemiyle açıklamak elbette mümkün. Yalnız bu filmin bir Netflix yapımı olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yılın sinema olayı olduğu geniş kitlelerce kabul edilse ve Netflix Cannes Film Festivali’yle yaşadığı tartışmanın ardından filmlerinin Oscar’a aday olabilmesi için onları kısıtlı olsa da sinemalarda vizyona sokmayı kabullenmiş görünse de Roma’ya ödül vermemek, akademi için Netflix’e bir anlamda haddini bildirmeyle eş görülmüş olabilir. Tabii Netflix’in de boş durmadığını, tören devam ederken Robert De Niro ve Al Pacino’lu kadrosuyla önümüzdeki yılın ağır toplarından olmayı şimdiden garantileyen yeni Martin Scorsese filmi The Irishman’den kısa bir fragman paylaştığını hatırlatalım. Öte yandan fragmanda “in theaters and Netflix” (sinemalarda ve Netflix’te) vurgusunun yapılması, Netflix’in bu bağlamda oyunu kurallara göre oynayacağına dair taahhüdü olarak da yorumlanabilir. Bunun sonuçlarını da artık önümüzdeki yıl bu günlerde göreceğiz.