3   +   8   =  

Küratörlüğünü akademisyen ve yazar Nicolas Bourriaud’nun üstlendiği, Yedinci Kıta başlığını taşıyan 16. İstanbul Bienali (14 Eylül-10 Kasım), günümüzün en acil konularından ekolojiyi farklı açılardan ele alan eserlere ev sahipliği yapıyor. İnsanlığın sebep olduğu doğal veya kültürel atıklara antropoloji ve arkeolojinin araçlarıyla bakan güncel sanat çalışmalarına yer veren bienal, sanat ve ekoloji arasındaki ilişkiyi de tartışmaya açıyor.

Küratör Nicolas Bourriaud “Yedinci Kıta” temasını ve izleyicileri sergide nelerin beklediğini şöyle anlatıyor:

“16. İstanbul Bienali’ne hâkim olan ve ona adını veren Yedinci Kıta imgesi, Antroposen çağının küresel ısınmayla birlikte en gözle görünür sonuçlarından biri olan, Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki devasa atık yığınına referans veriyor. Popüler bilimde “Yedinci Kıta” olarak anılan bu kütle, 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde, 7 milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığınından meydana geliyor.

Bu kıta, bilimin ve siyasi eylemin sınırları içinde bulunan bir alandan kaynaklanıyor. Bu imge hepimiz için artık fazlasıyla tanıdık: Sanayi atıklarından görünmez olan okyanusların, plastik torbaların ve kulak temizleme çubuklarının arasında yüzen balıkların ve diğer deniz canlılarının imgesi. Ama 16. İstanbul Bienali, bu kıta düşüncesini ciddiye almak ve bu kaypak alanı insanların ve insan haricindeki varlıkların mecburen bir arada var olduğu, henüz keşfedilmemiş bir arazi olarak değerlendirmek niyetinde. Bir zamanlar Avrupalı yerleşimcilerin göklere çıkardığı “yeni dünya”nın olumsuz arka yüzü bu. Zor kullanılarak istila ve işgal edilecek bir kıta değil, tam tersine, neredeyse bizim ruhumuz duymadan, bizim yaşam ve üretim biçimlerimizden doğmuş, bizim eserimiz olarak kurulmuş bir millet. Toplumlarımızın aynadaki sureti olan yedinci kıta, yaşamak istemediğimiz, reddedip attığımız şeylerden oluşmuş bir ülke.

Yedinci kıtayı kavrayabilmemiz için bizlere sanatçıların antenleri, onların tercümanlığı, onların antropolog damarı lazım. İsterim ki bu sergiyi gezmeye gelenler, her ne kadar sunulan şeyler aşina gelse de, her sanatçıyı uzaklardaki bir toplumdan haber getiren biri gibi görsün.

Sergiyi ziyaret edecekler olarak sizler de bu sergideki sanatçıların oluşturduğu kabilelere, sizi içinde gezdirecekleri topluluklara, yansıttıkları veya uydurdukları kavramlara ve nesnelere kendinizi bırakıp katılsanız yeter. İşte o zaman siz de bu yeni dünyanın antropologları olup çıkacaksınız.”

Bienal Mekânları

İstanbul Bienali bu yıl Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin Tophane’deki yeni binasının yanı sıra Pera Müzesi ve Büyükada’da ziyaretçilerini ağırlıyor. 25 ülkeden 56 sanatçının 220’den fazla eserinin sergileneceği bienale, Türkiye’den 8 sanatçı katılıyor. Birbirinden farklı alanlarda çalışan sanatçıların bienal için özel olarak ürettiği 36 yeni eser de İstanbul’da ziyaretçilerini bekliyor.

Bienalin ana mekânı olarak konumlanan MSGSÜ İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde 37 sanatçı ve sanatçı kolektifinin Antroposen çağını farklı perspektiflerden ele alan gerçek ya da kurmaca hikâyelere dayalı eserleri yer alacak.

Sanatçılar: Deniz Aktaş, Özlem Altın, Jonathas de Andrade, Korakrit Arunanondchai, Ozan Atalan, Radcliffe Bailey, Rebecca Belmore, Dora Budor, Johannes Büttner, En Man Chang, Mariechen Danz, Elmas Deniz, David Douard, Simon Fujiwara, Anna Bella Geiger, Claudia Martínez Garay, Pakui Hardware (Ugnius Gelguda & Neringa Černiauskaitė), Eloise Hawser, Marguerite Humeau, Suzanne Husky, Rashid Johnson, Feral Atlas Collective, Eva Kot’átková, Agnieszka Kurant, Tala Madani, Jared Madere, Turiya Magadlela, Ursula Mayer, Güneş Terkol & Güçlü Öztekin, Mika Rottenberg, Max Hooper Schneider, Ylva Snöfrid, Jennifer Tee, Suzanne Treister, Ambera Wellmann, Haegue Yang, Müge Yılmaz, Phillip Zach.

Sanam Khatibi, 16. İstanbul Bienali (Pera Müzesi, 2019). Fotoğraf: David Levene

Pera Müzesi’nde yer alan 16. İstanbul Bienali sergisinin ziyaretçileri, herhangi bir tarih veya arkeoloji müzesinde yer alması muhtemel, ancak tarih kitaplarında yer almayan hayali uygarlıkları keşfetme imkânı bulacak.

Sanatçılar: Anzo [José Iranzo Almonacid], Pia Arke, Charles Avery, Norman Daly, Ernst Haeckel, Evru/Zush, Sanam Khatibi, Melvin Moti, Glauco Rodrigues, Luigi Serafini, Paul Sietsema, Simon Starling, Piotr Uklański.

Büyükada da 16. İstanbul Bienali mekânlarından biri olarak izleyicilere beklenmedik keşifler sunacak. Büyükada’daki eserler izleyicilerin sergiyi görme hızını yavaşlatarak hem mekânsal hem de zamansal açıdan bienal deneyimini zenginleştirirken, şehirden uzakta bir parantez niteliği taşıyacak. Büyükada’da yer alan Hacopulo Köşkü’nde Monster Chetwynd, Taş Mektep’te Hale Tenger, Mizzi Köşkü’nde Glenn Ligon, Anadolu Kulübü’nde Armin Linke ve Ursula Mayer, sahilde Andrea Zittel’in eserleri yer alacak.

Sanatçılar: Monster Chetwynd, Glenn Ligon, Armin Linke, Ursula Mayer, Hale Tenger, Andrea Zittel.

Gleen Ligon, 16.İstanbul Bienali (Büyükada, 2019). Fotoğraf: Sahir Uğur Eren.

Kamusal Program

Bienal, sekiz hafta boyunca üç farklı noktada gerçekleşecek ücretsiz sergilerin yanı sıra çeşitli buluşmalar, konuşmalar ve film programıyla “Yedinci Kıta” temasını farklı açılardan ele alıyor. Bienalin bu yılki kamusal programı farklı disiplinleri bir araya getiren üç bölümden oluşuyor.

Programın üç bölümünden biri bienalin açılış ve kapanış haftalarına denk gelen 14 Eylül ve 9 Kasım 2019 tarihlerinde düzenlenecek “Yedinci Kıtayı Keşfederken” başlıklı tartışma serisi. “Antroposen çağdaş düşünceyi ne şekilde ve ne ölçüde dönüştürebilecek?” sorusundan yola çıkan seri kapsamında her bir düşünür sergiden bir sanatçıyla eşleştiriliyor ve her ikisinin kısa müdahaleleri bir tartışmayla son buluyor. Tartışmalara katılacak sanatçılar arasında Johannes Büttner, Monster Chetwynd, Mariechen Danz, Elmas Deniz, Eloise Hewser, Agnieszka Kurant, Elizabeth Ursula Mayer ve Phillip Zach yer alıyor.

Tartışma serisinde antropolog Umut Yıldırım; bitkisel evreni felsefenin konusu haline getiren eko-politika üzerine çalışmalarıyla Doç. Dr. Emanuele Coccia; antropoloji, sanat, dijital kültür ve deneysel etnografi ekseninde çalışan Doç. Dr. Jennifer Deger; şamanizm ve moleküler biyoloji ilişkisini inceleyen antropolog-yazar Jeremy Narby; geç liberalizme eleştirel kuram üzerinden bakan Prof. Dr. Elizabeth Povinelli; beyin, mikroplar, salyangozlar, yapay zekâ gibi pek çok oluşumu birlikte ele alarak antropolojiye “etik sonrası” bir pencereden bakmaya çağıran Doç. Dr. Tobias Rees; Lyon ENS’den felsefeci Patrick Degeorges ve yazılarında normatif aklın bir eleştirisini sunan Prof. Dr. Laurent de Sutter gibi önemli isimler bulunuyor.

Kamusal program çerçevesinde gerçekleşecek bir diğer bölüm ise iklim değişikliği-enerji ekonomisti ve performans sanatçısı Ayşe Ceren Sarı, çevrebilimci ve sanatçı Serkan Kaptan ve küratör Yasemin Ülgen’den oluşan birbuçuk (Ekoloji ve Sanat Çalışmaları) tarafından tasarlanan “sindirim programı” olacak. Su, Benzin, Beton, Patates ve İşlemci başlıkları altında gerçekleşecek bu herkese açık etkinliklerde, gündelik yaşantımızın birer parçası olarak kanıksadığımız, sıradan gibi görünen nesneler tartışmaya ve araştırmaya açılıyor.

Önizleme günleri boyunca ise bienal sanatçılarının farklı disiplinlerden isimlerle biraya geleceği bir konuşma serisi de gerçekleşiyor. Bienal sanatçılarından Ozan Atalan, Feral Atlas Collective, Armin Linke, Jared Madere, Ursula Mayer, Hale Tenger ve Haegue Yang farklı konular etrafında Büyükada’da yer alan Anadolu Kulübü ile Beyoğlu’nda yer alan İKSV Alt Kat ve Kıraathane’de düzenlenecek farklı formatlarda düzenlenen sohbetlerde çalışma pratiklerini ve ilham kaynaklarını paylaşıyor.

Kamusal program çerçevesinde ayrıca Pera Müzesi’nde bir film programı da gerçekleştiriliyor. Pera Film’in 20 Eylül-10 Kasım tarihleri arasında sunacağı program, dünyanın dönüşümünü, medeniyetlerin çağlar boyunca yaşadığı geçişleri ve insanın evrendeki etkilerini ele alan yapımlara yer verecek. Türünün ilk örneği olan filmler, felaket senaryolarından yola çıkan kült yapımlar ve gerçekliği ustalıkla gösteren belgesellerden oluşan bu seçki, ilgililerini sinema tarihine bir de Yedinci Kıta’dan bakmaya çağıracak.

Seçkideki on uzun metrajlı ve sekiz kısa film arasında, Kanada’nın Kuzey Québec bölgesindeki yerli İnuit halkının hayatını anlatan, sinema tarihinin ilk uzun metrajlı antropoloji belgeseli sayılan Kuzeyli Nanook; Fransız sinemacı, bilim-insanı Jean Painlevé’nin sürreel sinema tarihinde önemli yer edinmiş kısa filmlerinden oluşan Bilimin Sesleri seçkisi; çevrimiçi tanışma siteleri dolandırıcılığı etrafında hikâyesini kurgularken, Gana’daki faillerin bakış açısından tüm bir endüstriyi ortaya koyan belgesel Sakawa ve bir grup astronotun yolunun başka bir gezegene düşmesiyle başlayan bambaşka bir yaşam formunu ele alan Maymunlar Cehennemi de yer alıyor.

Bienal hakkında daha fazla bilgi için: bienal.iksv.org